Nerde yapsam, nasıl yapsam, acaba hava yağmurlu mu olur, aman çocuklar açık havada mı oynasın yoksa kapalı bir mekanda çok sevdikleri balon parklarda mı oynasın, pasta şeker hamurlu mu olsun düz pasta mı olsun, telefonla mı çağırayım davetiye mi hazırlayayım?????
Kendime bunları sora sora helak oldum.Ama sonunda biz bir açık hava restaurant'ında Meriç'in doğum gününü kutladık. Yaşı sekiz bitti dokuza başladı.
Benim çok içime sindi. En çok hemen hemen bütün sınıf arkadaşlarının bir araya gelip oynayabilmesi ve havanın güzel olması beni sevindirdi.Meriç'in sınıf arkadaşlarının anne ve babalarıyla bir arada olmak ve sohbet etmek de ayrıca beni çok mutlu etti doğrusu. Seneye inşaallah tekrarını yaşarız. Farklı bir yerde, farklı bir etkinlikte.
Buraya da yaşgününün resimlerini koydum. Umarım çocukların arkadaşlıkları okul hayatlarının ayrılması ile son bulmaz ve ben 10 sene sonra gene hepsinin bir yerde buluşmalarının fotoğraflarını çeker ve blogumda yayınlama şansına sahip olurum.
Dostluğunuz bitmesin hayat boyu sürsün dileğiyle çocuklar...
Ayşeyle,
Hayata dair küçük tatlar...
Hayata dair küçük tatlar...
28 Mart 2011 Pazartesi
28 Şubat 2011 Pazartesi
Defne(Tehnel) Yağı
Oğlum hasta olmuştu. Özellikle boğaz ağrısı olduğunu söylüyor ve hafif bir ateşiyle birlikte bir de halsizliği vardı. Şimdi doktora götürsem antibiyotik verecek diye düşündüm. Ben biraz doğal şifacıyım. Dolapta eşimin arkadaşının verdiği ve üzerinde tehnel yağı yazan bir küçük şişe vardı. Arkadaşı eşime çocuğun boğaz ağrısı olduğunda damağına, parmağına süreceği bir parça tehnel yağını sürmesini söylemiş. Öylece duruyordu rafta yaklaşık 1 senedir. Tehnelin ne olduğunu bilmiyordum. İnternetten baktım defne demekmiş. Defne yaprağının virüsleri yok edici bir özelliği varmış. Ben de; hastalığın da virüs sebebiyle olduğunu düşünerek, bu yağ ile oğlumun bademciklerindeki mikropları yok edeceğimi düşünerek, damağına gün boyu 4 saat aralıklarla bu yağdan sürdüm. Aynı zamanda bir cezve suya , birkaç tane defne yaprağı koyarak, çayını yaptım ve gün boyu içirdim. Akşam olduğunda ne boğaz ağrısı kaldı ne de ateşi. Bu bitkisel küre 2 ,3 gün daha devam ettim. Böylece antibiyotik almadan hastalığı atlatabildik. Tavsiye ederim.
Not:
Hep yemeklerimi yaparken bir veya iki dal defne yaprağı da kullanırım.Bu da yemeklerin bozulmasını önlermiş meğer. Hatta internetten bulduğum bilgiye göre; sakladığımız kuru gıdalara defne yaprakları koyarsak , böceklenmelerini engelleyebilirmişiz.
Elmalı Kurabiye
1 paket kabartma tozu
1 paket yumuşatılmış margarin
1 çay bardağı pudra şekeri
1 çay bardağı yoğurt
1 paket vanilya
Aldığı kadar un (Bu yaklaşık 4 1/2 su bardağı kadar un oluyor yaklaşık olarak ama ölçü kulak memesi yumuşaklığında bir hamur olması.)
Elma harcı için:
2 adet elma
1/2 çay kaşığı tarçın
1 yemek kaşığı şeker
Yapılışı:
Hamuru için gerekli olan tüm malzemeyi karıştırıp, kulak memesi yumuşaklığında bir hamur hazırlayınız. Bu aşamada margarini eriterek malzemeye katmayınız. Elenmiş olan una, biraz yumuşatılmış margarini katmak çok daha iyi sonuç veriyor. Yoğurulmuş olan hamuru bir kenarda, üzerine ıslak bez örterek bir yarım saat bekletiniz.
Bu arada elmaları rendeleyip, küçük bir tencerede pişirip, 1 kaşık şekeri de ilave ediniz. Elma pürelerinin suyunu uçurana kadar pişirdikten sonra, tarçınını da ekleyip bir kenarda bekletiniz.
Hamuru merdane yardımıyla tezgahta 2 mm inceliğinde açıp, üçgen biçiminde kesiniz. Geniş olan kısmına elma harcını koyduktan sonra, sigara böreği gibi sarıp, tepsiye diziniz.
Önceden ısıtılmış 200 derece fırında 20 dakika pişiriniz. Biraz fazlaca pişirmeniz iyi oluyor çünkü; elmalı kurabiye daha sonra yumuşadığı için, biraz fazla pişirmek kıtır kıtırlığının uzun sürmesini sağlıyor. Fırından çıkartıp, biraz ılındıktan sonra pudra şekerine bulayıp, servis tabağına alınız.Afiyet olsun.
25 Şubat 2011 Cuma
Yağmur yağıyor
Dışarıda yağmur yağıyor. Bardaktan boşalırcasına, sanki herşeyi yıkamak ister gibi. Belki ağaçları, çiçekleri, caddeleri, arabaları, binaları yıkıyor ama, hafızamdaki birçok anıyı bana geri getiriyor.
Eşimle Ankara'da tanıştığımız günleri hatırlıyorum. Kış aylarında, yağmurlu, soğuk Ankara günlerinde onun küçük arabasıyla, beni çalıştığım otelden iş çıkışı almaya gelişlerini anımsıyorum. Onu gördüğümde duyduğum mutluluk, heyecan, Ankara'nın salaş bir yerinde birlikte içtiğimiz bir çayın bize verdiği huzur.
Bu huzur, ona duyduğum sevgi, içimde yemek yemek, uyumak gibi temel bir ihtiyaç sanki. Hep var hep hissiyatımda mevcut.Bu duygu çocuklarımı gördüğümde, seslerini duyduğumda hissettiğim duyguyla çok benzeşmekte..
İyi ki o var, oğlum var, kızım var.
Saate bakıyorum oğlumun okuldan gelme vakti. Dışarı çıkıyorum şemsiyemi de almadan. Servisini beklerken oğlumun, yağmurun beni ıslatmasına izin veriyorum. Yağ yağmur beni de yıka. Tüm kötü anılarımı, başkalarına hissettiğim kötü duygularımı, endişelerimi, gelecek kaygılarımı al götür benden.Yenile beni. Aynı yeni doğmuş bir bebeğin saflığıyla başlayayım yarın uyandığımda hayatıma. Yeni umutlar, yeni sevgilerle.
Oğlumun anne diye seslendiğini duyuyorum. İçimi gene o huzur ve sevdiğini görmenin verdiği mutluluk kaplıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
