Ayşeyle,
Hayata dair küçük tatlar...

28 Şubat 2011 Pazartesi

Defne(Tehnel) Yağı




Oğlum hasta olmuştu. Özellikle boğaz ağrısı olduğunu söylüyor ve hafif bir ateşiyle birlikte bir de halsizliği vardı. Şimdi doktora götürsem antibiyotik verecek diye düşündüm. Ben biraz doğal şifacıyım. Dolapta eşimin arkadaşının verdiği ve üzerinde tehnel yağı yazan bir küçük şişe vardı. Arkadaşı eşime çocuğun boğaz ağrısı olduğunda damağına,  parmağına süreceği bir parça tehnel yağını sürmesini söylemiş. Öylece duruyordu rafta yaklaşık 1 senedir. Tehnelin ne olduğunu bilmiyordum. İnternetten baktım defne demekmiş. Defne yaprağının virüsleri yok edici bir özelliği varmış. Ben de; hastalığın da virüs sebebiyle olduğunu düşünerek,  bu yağ ile oğlumun bademciklerindeki mikropları yok edeceğimi düşünerek,  damağına gün boyu 4 saat aralıklarla bu yağdan sürdüm. Aynı zamanda bir cezve suya , birkaç tane defne yaprağı koyarak, çayını yaptım ve gün boyu içirdim. Akşam olduğunda ne boğaz ağrısı kaldı ne de ateşi. Bu bitkisel küre 2 ,3 gün daha devam ettim. Böylece antibiyotik almadan hastalığı atlatabildik. Tavsiye ederim.
Not:
Hep yemeklerimi yaparken bir veya iki dal defne yaprağı da kullanırım.Bu da yemeklerin bozulmasını önlermiş meğer. Hatta internetten bulduğum bilgiye göre;  sakladığımız kuru gıdalara defne yaprakları koyarsak , böceklenmelerini engelleyebilirmişiz.

Elmalı Kurabiye





Hamur malzemeleri:

1 paket kabartma tozu
1 paket yumuşatılmış margarin
1 çay bardağı pudra şekeri
1 çay bardağı yoğurt
1 paket vanilya
Aldığı kadar un (Bu yaklaşık 4 1/2 su bardağı kadar un oluyor yaklaşık olarak ama ölçü        kulak memesi yumuşaklığında bir hamur olması.)

Elma harcı için:

2 adet elma
1/2 çay kaşığı tarçın
1 yemek kaşığı şeker

Yapılışı:

Hamuru için gerekli olan tüm malzemeyi karıştırıp,  kulak memesi yumuşaklığında bir hamur hazırlayınız. Bu aşamada margarini eriterek malzemeye katmayınız. Elenmiş olan una,  biraz yumuşatılmış margarini katmak çok daha iyi sonuç veriyor. Yoğurulmuş olan hamuru bir kenarda, üzerine ıslak bez örterek bir yarım saat bekletiniz.
Bu arada elmaları rendeleyip,  küçük bir tencerede pişirip, 1 kaşık şekeri de ilave ediniz. Elma pürelerinin suyunu uçurana kadar pişirdikten sonra,  tarçınını da ekleyip bir kenarda bekletiniz.
Hamuru merdane yardımıyla tezgahta 2 mm inceliğinde açıp, üçgen biçiminde kesiniz.  Geniş olan kısmına elma harcını koyduktan sonra,  sigara böreği gibi sarıp,  tepsiye diziniz.
Önceden ısıtılmış 200 derece fırında 20 dakika pişiriniz. Biraz fazlaca pişirmeniz iyi oluyor çünkü; elmalı kurabiye daha sonra yumuşadığı için,  biraz fazla pişirmek kıtır kıtırlığının uzun sürmesini sağlıyor. Fırından çıkartıp,  biraz ılındıktan sonra pudra şekerine bulayıp, servis tabağına alınız.Afiyet olsun.

25 Şubat 2011 Cuma

Yağmur yağıyor






Dışarıda yağmur yağıyor. Bardaktan boşalırcasına, sanki herşeyi yıkamak ister gibi. Belki ağaçları, çiçekleri, caddeleri, arabaları, binaları yıkıyor ama, hafızamdaki birçok anıyı bana geri getiriyor.
Eşimle Ankara'da tanıştığımız günleri hatırlıyorum. Kış aylarında, yağmurlu, soğuk Ankara günlerinde onun küçük arabasıyla, beni çalıştığım otelden iş çıkışı almaya gelişlerini anımsıyorum. Onu gördüğümde duyduğum mutluluk, heyecan, Ankara'nın salaş bir yerinde birlikte içtiğimiz bir çayın bize verdiği huzur.
Bu huzur, ona duyduğum sevgi, içimde yemek yemek, uyumak gibi temel bir ihtiyaç sanki. Hep var hep hissiyatımda mevcut.Bu duygu çocuklarımı gördüğümde, seslerini duyduğumda hissettiğim duyguyla çok benzeşmekte..
İyi ki o var, oğlum var, kızım var.
Saate bakıyorum oğlumun okuldan gelme vakti. Dışarı çıkıyorum şemsiyemi de almadan. Servisini beklerken oğlumun, yağmurun beni ıslatmasına izin veriyorum. Yağ yağmur beni de yıka. Tüm kötü anılarımı, başkalarına hissettiğim kötü duygularımı, endişelerimi, gelecek kaygılarımı al götür benden.Yenile beni. Aynı yeni doğmuş bir bebeğin saflığıyla başlayayım yarın uyandığımda hayatıma. Yeni umutlar, yeni sevgilerle.
Oğlumun anne diye seslendiğini duyuyorum. İçimi gene o huzur ve sevdiğini görmenin verdiği mutluluk kaplıyor.

24 Şubat 2011 Perşembe

Doğumgünü yaklaşıyor

Oğlumun doğumgünü yaklaşıyor.İlkokul 2'ye gidiyor. Eskiden bir pasta yapar ki komşu çağırır hallederdim. Ama artık büyüdü. Arkadaşları  eğlence merkezleri ya da oyun parklarında yapıyorlar artık yaşgünlerini. O da ben den böyle bir yaşgünü istiyor. Ayrıca bir de şeker hamurlu pasta istiyo. Ne  yapacağım daha da gidip hiçbir yerle görüşmedim ama yarından sonra ayarlama yapmaya çalışacağım.

Kaneviçe örtüler, mabel sakızlar, baston çikolatalar


80 'li yıllarda ne çok severdik bu sakızları, baston çikolataları. O zamanlar henüz bilgisayar  bu kadar yaygın değildi hayatımızda. Bu kadar çabuk tüketmiyorduk herşeyi ve bu kadar hızlı değildik. Küçük şeylere sahip olabilmek bile bizim için çok önemli ve güzeldi. Annemize yalvararak koparttığımız parayla aldığımız bir sakız  ya da baston çikolata bizim için çok değerliydi.
Annelerimiz bize renkli renkli ipliklerle,  desen desen , motif motif kaneviçe yatak takımları yapardı. Biz de elimiz tığ tutma yaşına geldiğinde,  annelerimizin gösterdiği dantelleri örer,  bunları harala gürele bitirmeye çalışırdık. Sonra bitirdiğimiz danteller , diğer taraftan tamamlanan  kaneviçe yatak takımlarının kenarlarıyla buluşurdu.  Biz de herşeyiyle kendimizin yarattığı bir eserin keyfini sürerdik.
Geçen gün alışverişe gittiğimde  baktım,  kaneviçe bir yatak takımı. Biraz yaklaşınca gördüm ki;  kaneviçeymiş gibi görünen yatak takımları yapılmış. Tekstilin ne çok geliştiğine mi sevineyim,  eski kaneviçeler yok olup gidecek  diye mi üzüleyim,  bilemedim.

Kabak çekirdeğini kendin yap


Bunun için ihtiyacınız olan sadece bir kabak.
Annem ve babam oturduğumuz şehire yakın bir sahil kasabasında 30 yıllık Ankara yaşamlarından sonra bir bahçeli ev yaptılar. Annem geçen gün bana bahçeden kocaman bir bal kabağı getirdi.
Kabağın kendisinden kabak tatlısı, limon soslu kabak kızartması, bal kabağı çorbası yaptım ama , çekirdekleri elimde kaldı. Ben de onları güzelce yıkadım ve güneşte kuruttuktan sonra , tuzlayıp, fırında 10 dakika ya da 15 dakika 180 derecede  pişirerek ev halkına kabak çekirdeği yaptım. Tavsiye ederim satılanlardan çok daha güzel oluyor , çıtır ,çıtır.

Turp Otu Salatası


Malzemeler:

1Demet turp otu
2 , 3 adet havuç

Sosu için:

2 diş sarımsak
1/2 çay bardağı zeytinyağı
1/2 limon suyu

Yapmaktan en keyif aldığım yemek çeşitleri zeytinyağlılardır. Sebzelere bir düşkünlüğüm olduğu kesin. Bu nedenle yeni yapmaya başladığım ve tadını çok beğendiğim bu tarifi yapmanızı özellikle öneririm.
Aldığımız turp otunu iyice yıkadıktan sonra kaynamakta olan suda haşlıyoruz.Ben kullanacağım havuçları da bu suda haşlıyorum.Çok fazla haşlayıp dağılmamasına dikkat edin.Diğer tarafta zeytinyağı,  isteğinize göre sarımsak ve limon suyunu çırpıp sosunu hazırlıyorum.  Bir tabağa aldığım haşlanmış havuç ve turp otunun üzerine bu sosu döküp, karıştırıyorum ve afiyetle yiyorum.

İsterseniz yoğurt ekleyerek de yiyebilirsiniz. Öyle de çok güzel oluyor.

Ben tuz koymuyorum ama siz ağız tadınıza göre tuzunu da ekleyebilirsiniz.



Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır


Geçen gün dostlarımız geldi ta Almanyalardan.Tatile gelmişler,  bir otelde kalıyorlar,  bizi de ziyarete geldiler. Her sene Türkiye'yi kış aylarında ziyaret ediyorlar. Bizim tanıdığımız aile dostumuz 80 yaşında, karısını geçen sene kaybetti. Bu sene kızkardeşi ve onun eşiyle birlikte  geldi. Yaşgünü imiş, kardeşim haber verdi hemen bir yaşpasta ve poğaça yaptım.  Almanların vazgeçemediği filtre kahvenin nefis tadı ve kokusu eşliğinde çok güzel vakit geçirdik.
Ben Almanca konuşamam.Kardeşimin tercümesi eşliğinde birbirimizle konuşuruz. Doğrusu çok fazla konuşup muhabbet edemeyiz ama birlikte geçirdiğimiz zamanlarda birbirimizin dilini çok iyi anlarız gibi hissederiz kendimizi. Dillerimizi bilmememize rağmen ben onlara çocukların albümlerini gösteririm, oğlum piyano çalar onu dinleriz, onlar otellerindeki garsonun  yapmayı öğrettiği ayakkabı şeklinde peçete katlamasını bize öğretirler.
Vakit gelip gittiklerinde geriye kalan kirlenmiş tabak ve bardaklardan başka,  dillerini anlamasan bile uzaklardan gelen insanlarla geçirdiğin hoş dakikaların sende bıraktığı keyif ve huzur vardır.
E boşuna dememişler 'Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır'diye. Gerçi bunu Türk kahvesi için söylemişler ama olsun bizimki de filtre kahveydi o da olur herhalde.
Seneye buluşmak için sözleştik.  O zaman Türk kahvesi yapacağım söz..

18 Şubat 2011 Cuma

Nerede o eski kartpostallar?

Herşey internet oldu artık....

Ben meraklıyım biraz eskilere. Kolay kolay atamam satamam onları. Geçen gün de biriktirdiğim eski mektuplarımı karıştırırken bu eski kartpostalları buldum. Nasıl sevdim nasıl eskileri hatırladım anlatamam. Özellikle simli olanlar benim favorilerimdi. Ankara'da Zafer Çarşısı'nın önünde açılan standlardan büyük bir keyifle bu kartpostalları seçer birbirimizin bayramını, yeni yılını kutlardık.









Peynirli Poğaça:




Hayatta en çok kafamı taktığım şeylerden biriydi. Neden benim yaptığım poğaçalar pastahanedekiler gibi olmuyor? Ama artık biliyorum nasıl yapacağımı . Bunu sizinle de paylaşmak istiyorum.  Buradaki püf noktası hamuru cıvık  denecek kadar sulu bir şekilde yoğurmak.  Eğer biraz sert olursa o zaman takır tukur poğaçalar ortaya çıkıyor.  Bir de iyi mayalanmasını sağlamak gerekiyor.  Ben yoğurduğumda güneşli bir yere koyuyorum hamuru.Hanurun büyüklüğünün iki katına kadar kabarmasını bekliyorum.  Böylece çok güzel oluyor.Şimdi tarifini veriyorum:

Malzemeler:


4 1/2 su bardağı un
1 paket margarin
1 1/5 dolu çorba kaşığı kuru pakmaya
2 adet yumurta
2 2/3 tatlı kaşığı toz şeker
2 çay kaşığı tuz
3/4 su bardağı ılık su veya süt
1adet yumurta sarısı(Üzerine sürmek için)

Yapılışı:


Bir cezvenin içine yarım çay fincanı kadar süt koyun ve ocakta küçük serçe parmağınızı yakacak sıcaklığa kadar ısıtın.İçine bir tatlı kaşığı toz şeker koyup karıştırın ve kuru mayayı da ekleyin. Mayayın bu sütün içinde iyice kabarmasını bekleyin Sonra tüm malzemeyle birlikte hepsini yoğurun ve sıcak bir yerde hamur iki katı büyüklüğe gelene kadar bekletin.Sonra hamura poğaça şekli verip istediğiniz iç malzemesini koyun .Üzerine yumurta sarısı sürüp çörek otu serptikten sonra  200 derece ısıtılmış fırında 15-20 dakika pişirin.
Afiyetle yiyin.
Ben bunu pakmaya markalı mayalarla  bu şekilde yapıyorum ancak siz, kuru , ıslatılmadan yapılan mayayla  yapacaksanız, aynı miktar mayayı doğrudan tüm malzemeyle yoğurup mayalanmaya bırakabilirsiniz.

Tolstoy'dan Anna Karenina:

Hep duyduğum bir türlü okumaya fırsat bulamadığım bir kitap idi.Anna Karenina elindekinin kıymetini bilmeyip, hep daha fazlasını isteyenlerin,  kendisini ve çevresindekileri mutsuzluğa sürükleyiş hikayesini anlatıyor.
Tolstoy yaşadığı yüzyılda Rusya'daki aile düzeninin, manevi değerlerin bozulmakta olduğunu hissediyor ve romanlarında bu konuya özel bir önem veriyor. Bu da bu akımı uygulayarak yazdığı kitaplarından  bir tanesi.

Füreya'yı okudum da ne oldu?

Bir kere uzun zamandır hep aklıma gelen ancak cevabını bilmediğim sorularıma cevap bulmuş oldum. Aatürk'ün Latife ile evli iken,  Atatürk'ün içki içmesi ve sabahın erken saatlerine kadar arkadaşlarıyla sohbet etmesinin baş sorumlusu olarak gördüğü, çok yakın arkadaşı Kılıç Ali'nin, Füreya'nın 2. eşi olduğunu öğrendim. Ayrıca Bodrum Halikarnas Balıkçısı diye bildiğimiz Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın da Füreya'nın dayısı olduğunu.
 Aklımda kalan diğer birşey ise ,Füreya 1900'lerde şimdinin çok moda tabiriyle Quantum fiziğini uygulamış. Yani efendim çok zengin ve mevki sahibi kocalarına rağmen, hep çalışmayı üretmeyi istemiş. Kafasından türlü türlü projeler geçirmiş. Ancak 40 yaşından sonra kollarını sıvamış ve istediklerini gerçekleştirmeye başlamış.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Çocuk Kısmı...

Bulaşıkları yıkıyordum evyenin arkasına düşen pencereden dışarısını seyrederken. Birden aklıma oğlum ve kızım geldi. İlk doğdukları anda huyu nasıldır nelerden hoşlanır bilmediğimiz halde hesapsızca bağrımıza bastığımız. Sonra yaşları 3 olur 5 olur sonra 19,20. Anlarız artık huyu nasıldır ne yemeyi sever ne içer. Biz de kimi zaman onlara kızar(Babası kılıklı bilmem kim huylu )diye söyleniriz hatta bazen de aynı benden almış huyunu diye düşünürüz. Ne bağlantısı varsa buradan şişe rakı ilişkisi geldi aklıma. Derler ya rakı şişede durduğu gibi durmaz. Bu çocuklar da anne rahminde durdukları gibi durmazlar. Orada son derece masum ,saf iken, doğduktan sonra türlü huylar,  alışkanlıklar geliştirirler. Ama doğmuştur bir kere yapacak birşey yoktur artık. Kadere razı gelmekten başka.

Yılbaşı Telaşı!


Yılbaşı Telaşı
Yılbaşı ağacını topluyorum artık. Kızım 20 oğlum 8 yaşında. Her sene ev ahalisine küçük hediyeler almayı ister bir türlü yeni yıl kutlamalarına yetiştiremezdim. Bir stres bir telaş koşturmacamdan ölür gene de herkese eksiksiz hediyelerini zamanında yetiştiremezdim. Sonunda kendimi herhangi bir tarih koşullanmasından uzaklaştırdım. Yılbaşında hediye almadım.  Anneme ,kızkardeşime ,çocuklarıma hediyelerini sonradan aldım. Çam ağacımızın altına koydum. Zaman kısıtlaması olmadığından hediye seçerken daha keyif aldım daha özendim. Kızım da oğlum da hergün birer ikişer hediyelerini açtılar.Bu anlar bizim için hediyeyi açan kişinin yaşadığı heyecana tanık olduğumuz ,yüz ifadelerinden hediyeyi beğenip beğenmediğini gözlemlediğimiz için çok değişik oldu.
Bundan sonra özel bir günün hediyesini sözü edilen günde değil,daha sonra özenli ve keyifli bir şekilde almaya karar verdim.

Harika Pasta:

                                   
Keki için:

3 Adet yumurta
1/2 paket kabartma tozu
1/2çay bardağı süt
1/2 su bardağı nişasta,1 su bardağı un
1 ve 1/2 çay bardağı pudra şekeri
1/2 su bardağı limonlu şekerli su
1 paket vanilya
Kreması için:


2 su bardağı süt
3 çorba kaşığı un
2 yumurta
6 çorba kaşığı şeker


Yapılışı:
Pasta kalıbını margarin ile yağlayalım. Kalıbın tabanına şeker serpelim. Yumurta aklarını bir kapta katılaşana dek çırpalım. Sarılarını ayrı bir kaba alıp süt ve pudra şekerini ekleyerek, köpürene dek çırpalım. Sonra un, nişasta ve kabartma tozunu ekleyip hemen yumurta aklarını ekleyelim. Ağır hareketlerle ve çırpma teli yardımıyla karıştıralım. Hamuru kalıba boşaltalım. 175 dereceli önceden ısıtılmış fırında 20 dakika pişirelim. Pandispanya soğuyunca kalıbından çıkartalım.
Üçe böldüğümüz pandispanyanın en altta kalan kısmını en üstte kullanmak üzere kenara ayıralım. Her bir kek parçasını, yarım su bardağı şekerli ve limonlu suyu diğer kekleri de ıslatacak şekilde eşit miktarlarda kullanarak fırça yardımıyla bir yüzleri olmak üzere ıslatalım. Sonra dolapta soğuttuğumuz kremayı her kat arasına eşit miktarlarda sürelim. En üst katın üstünü de krem şanti ve meyvelerle süsleyip servise sunalım.
Kremanın yapılışı
2 su bardağı sütü ocağa koyalım. Sonra içine 3 kaşık unu ilave edelim ve karıştıralım. .Şekeri ekleyip karıştırmaya devam edelim. Bir tabağın içine koyduğunuz yumurta sarıları ile yarım yemek kaşığı toz şekeri güzelce çırpalım ve ocakta pişmekte olan sütün içerisine azar azar katalım. Krema kaynayıp koyulaşınca alıp bir kenarda soğumasını beklerken içine limon kabukları tarçın, vanilya veya kendinizin tercih ettiği, kremanın un veya yumurta kokmasını önleyecek bir koku verici katalım. Krema bir miktar ılındıktan sonra 25 gram margarini katarak blendırda çırpalım ve soğumasını sağlayalım.
Püf noktaları


Yumurta aklarını katılaşana kadar çırparken çırpma yönünün aynı olmasına özen gösterin ve yumurta sarıları ve diğer malzemelere yumurta aklarını da karıştırırken mikser kullanmayın ve yavaş yavaş karıştırın aynı yöne doğru.
Kremanın yumurta kokmaması için özellikle önem gösterin. Yukarıda da bahsettiğim gibi limon kabuğu,  tarçın ya da sizin seçeceğiniz herhangi birşey ile hoş kokmasını sağlayın.